Perşembe, Ocak 20Önemli Haberler
Shadow

Hadi Özışık ‘#ölmüş’ diyenlere soruyor: Kiminle birlik olalım, ‘yiğit’le mi yoksa ‘eşeklerle’ mi?

AK Parti 20 yıl önce bugün, Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde iktidar  oldu. AK Parti yüzde 34’le tek başına iktidar olurken, CHP yüzde 19 oy  almıştı. Halk Tayyip Erdoğan ve AK Parti’ye teveccüh göstermiş, DYP,  ANAP, MHP, HADEP ve Cem Uzan’ın Genç Partisi’ni baraj altında  bırakmıştı.  

Tayyip Erdoğan zaferini “Ben sessiz çoğunluğun sesi, kimsesizlerin  kimiyim” sözleriyle perçinlemişti. Halk Erdoğan’da karar kılmıştı ama, bir  kesim bu zaferi içine sindirememiş, daha ilk günden itibaren “yıkım  harekatı” başlatmıştı.  

Askeri vesayetin hüküm sürdüğü Türkiye’de başbakan sıfatı ile Milli  Güvenlik Kurulu toplantılarına katılan Erdoğan “yıkım harekatı”nın  temsilcileriyle çetin bir mücadele veriyordu. Asker direniyor, onların  başarılı olması için mücadele eden siviller meydanlarda Cumhuriyet  mitingleri düzenliyordu.

Yaşar Büyükanıt’ın başrol oynadığı 27 Nisan  muhtırası… Genelkurmay’ın sitesinde yayımlanan bildiri sonrasında Yaşar Büyükanıt ortadan kaybolmuş, telefonlarına cevap vermiyordu. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti, alışık olmadığımız bir tavır sergiledi ve E-muhtıraya karşı sert bir açıklama yaptı. Hükümetin açıklama yapacağını öğrenen Yaşar Büyükanıt her ne olduysa telefonunu açtı ve  bulunduğu yerde telefonunun çekmediğini söyledi.  

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçmişteki siyasiler gibi şapkasını alıp gitmedi, Genelkurmay’ın 27 muhtırasına karşı dik durdu Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek adeta meydan okudu. Daha önce 4 askeri darbe ile sarsılan Türk demokrasisi 2007 yılındaki e-muhtıraya iktidarın karşı koymasıyla birlikte geri tepti.  

Peki asker e-muhtıraya neden gerek duymuştu? Neydi onları rahatsız  eden sebep?  

AK Parti’nin adayının Abdullah Gül olacağı kulislere yansırken, özellikle  askeri kesim, İslami kökenden gelmesi ve eşinin başörtülü olmasını gerekçe göstererek bu isme karşı çıkıyordu. E-muhtıraya karşı sert tavır  sergileyen AK Parti iktidarı sürpriz bir çıkış daha yapmıştı; Türkiye  Meclis’in aldığı karar sonucu 22 Temmuz 2007’de erken seçime gidiyordu.

Erdoğan bir kez daha halkı hakem tayin etmişti. Yapılan  seçimlerde yüzde 46,6 oy alan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti, 341 milletvekili ile yeniden tek başına iktidar oldu. Erdoğan’ın bu zaferi tabii ki karşı tarafı başka arayışlara itmişti.  

Erdoğan’ın yeni zaferi karşısında çılgına dönmüşlerdi. Asker istediğini  alamamış, halk Erdoğan’a sandıkta sahip çıkmıştı. Halkın tercihine boyun eğmek yerine, gazete küpürleriyle deliller oluşturup, AK Parti’yi kapatmaya kalkıştılar. AK Parti kapanırsa, Erdoğan siyasi yasaklı olacak ve Türkiye Erdoğan’dan kurtulacaktı.  

Olmadı, istedikleri yine olmadı… Başarılı olamıyorlardı. Erdoğan’ı alaşağı edemiyorlardı ama geri adım da atmıyorlardı. Gezi ayaklanması, 17-25 süreci, Hendek terörü, 6-8 katliamı ve 15 Temmuz darbe girişimi…  Hepsinde başarısız oldular ve Erdoğan’ı yıkamadılar. Geriye ne kaldı peki? 

15 Temmuz gecesi Erdoğan’ı öldüremediler, oturduğu koltuğu kurşun  yağmuruna tuttular. Öldürmeyen Allah öldürmüyor işte, bu milletin  duasıyla ayakta duran Tayyip Erdoğan, bildiği yolda yürüyor, dik  duruşundan taviz vermiyor…  

Her şeyi denediler, Erdoğan’ın gitmesi için büyük yangınlar, sel  felaketlerine umut bağladılar. Yangınlar oldu, ülkeyi sel aldı ama  Erdoğan’a yine bir şey olmadı. Türkiye’yi hala Erdoğan yönetiyor; iç ve dış düşmanlarına rağmen yoluna devam ediyor.  

FETÖ ve yol arkadaşları, kurtuluş reçetesine “ölüm” yazıyorlar artık. “Ölse de kurtulsak” diyorlar. “Ölmüş” hastagı ile twitter’da boy  gösterdiler. Can Ataklı’nın FETÖ hesapları ile yaydığı “hasta”  dedikodusunu bu sefer “ölmüş”e çevirdiler.  

Elbette hepimiz öleceğiz. Tayyip Erdoğan da her canlı gibi ölümlü bir  insan. Kimin ne zaman öleceğini Allah’tan başka kimse bilmez, bilemez.  Vicdansız, şuursuz, alçak güruhun belirleyeceği bir şey değil ölüm. Tayyip Erdoğan’ı ölmeden öldürmek ancak insanlıktan nasiplenmeyenlerin yapacağı iştir.

Erdoğan’a en muhalif isimlerden olan Levent Gültekin’in dediği gibi, “Sandıkta yenemediğiniz adamın ölümünü  istemek… hem sorunlu bir yaklaşım hem de farkında mısınız bilmiyorum  ama zayıflığı, çaresizliği, siyasi beceriksizliği kabul etmektir.” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ölümünden medet uman zavallılar, havada  uçuşan yalanlara rağmen, Fahrettin Altun’un Ankara’dan İstanbul’a  geçen Erdoğan’ın bu görüntülerine rağmen, aşağılık yalanlarını sürdürüyorlar. Paris’te Makron’un finoluğunu yapan PKK’nın itlerinden  biri de yalanını “AKP milletvekili ile az öncü konuştum” diyerek  perçinliyor. Neymiş, Erdoğan şu anda yoğun bakımdaymış, kismi felç  geçirmiş… Bu sefer çok ciddiymiş! 

Erdoğan bu millete hizmet ederek tarih yazıyor, bunlar gece oturup dizi  yazıyorlar. Gece gökten kemik yağmış olmalı ki, insanlıkları “ölmüş” o  kimseler zırvalamaya, ölüm beklentisi içinde olmaya devam ediyor. Daha  çok edecekler…  

Tayyip Erdoğan her fani gibi elbette bu dünyadan göçüp gidecek. Ama  Erdoğan göçse bile, yalanları havada uçuşanlar, onu diri diri mezara  gömmek isteyenler, onu hep hatırlayacak. Çünkü nereye baksalar,  Erdoğan’ın bir eseri ile karşılaşacaklar.  

Ne demiş atalarımız… 

Yiğit ölür kalır eseri. Eşşek ölür kalır semeri. Yiğitle bir olmak mı, yoksa  eşşekle mi?  

Azerbaycanlı bir kardeşimiz, bunlar için en anlamlı bir not düşmüş twitter’a…  

Hergüne şükredip adım adım ölüme giden varlıklarız biz. Ölmeden  “ölmüş” statüsü almış kalbi mühürlü vatan hainleri, ölseniz ne, yaşasanız  ne fark eder? 

Sözün üstüne söz söylemeyelim artık. 

Hoşçakalın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

istanbul escort beylikdüzü escort istanbul escort bayan